Dr.Sanlı, organ bağışının yüzde 80'ni kadavra kaynaklı

Dr.Sanlı, organ bağışının yüzde 80'ni kadavra kaynaklı Mersin Devlet Hastanesi Organ ve Doku Nakli Koordinatörü Çiğdem Sanlı, böbrek nakillerine göre Türkiye'deki organ bağışının yüzde 80'inin canlı, yüzde 20'sinin de kadavra kaynaklı olduğunu söyledi

Mersin Devlet Hastanesi Organ ve Doku Nakli Koordinatörü Çiğdem Sanlı, böbrek nakillerine göre Türkiye'deki organ bağışının yüzde 80'inin canlı, yüzde 20'sinin de kadavra kaynaklı olduğunu söyledi. Sanlı, karaciğer bekleyen hastaların canlı vericiden organ nakli şansının çok düşük, kalp ve diğer organ bekleyenlerinse şansının hiç olmadığını kaydetti.
Organ bağışının, bir kişinin hayattayken kendi özgür iradesiyle 'beyin ölümü' tanısı konulması durumunda organlarının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin verilmesi ve bunu belgelendirmesi olduğunu anlatan Sanlı, organ bağışı yapıldıktan sonra sadece bir yoğun bakım ünitesinde ve beyin ölümü kararı alınması halinde organların kullanılabileceğini dile getirdi. Bu durumunsa herkesin başına gelmeyecek nadir bir durum olduğunun altını çizen Sanlı, diğer ölüm hallerinde organların
kullanılamadığını ifade ederek, bireylerin, organa ihtiyaç duyma ihtimalinin, organ bağışı yapma ihtimalinden çok daha kuvvetli olduğunu ve bu insanların çok büyük bir kısmının da organ beklerken öldüğünü dile getirdi.
Türkiye'de 18 yaşını dolduran ve akli dengesi yerinde olan herkesin organlarının tamamını veya bir bölümünü bağışlayabileceğine dikkat çeken Sanlı, verilen bağış kartına rağmen beyin ölümü gelişmesi durumunda kişinin ailesinden izin alındığını, bu nedenle de kişilerin organ bağışında bulunmak istediğini de ailesiyle paylaşması gerektiğini vurguladı. Sanlı, "Organ bağışı yaptıktan sonra fikir değiştirilmesi halinde 'organ bağış kartı'nın yırtılıp atılmasının yeterli olduğunu kaydetti. Organ naklininse
görev yapamayacak kadar hasta ve hatta bedene zararlı hale gelen bir organın, bir yenisi ve sağlamıyla değiştirilmesi işlemi olduğunu belirten Sanlı, organ naklinin iki verici kaynağı bulunduğunu bilgisini de verdi.

"TÜRKİYE'DEKİ ORGAN BAĞIŞLARININ YÜZDE 20'Sİ KADAVRA KAYNAKLI"
Birinci kaynağın canlı vericiler olduğunu ve genellikle dördüncü dereceye kadar kişinin kendisinin veya eşinin akrabalarından oluştuğunu belirten Sanlı, bunun yanında ikinci verici kaynağınınsa ölü (kadavra) vericiler olduğu gibi bunların da hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde makineye bağlı olarak tedavi gördüğü esnada 'beyin ölümü' gerçekleşen kişilerden sağlandığını anlattı. Sanlı, "Maalesef ülkemizde organ vericilerinin yaklaşık yüzde 80'i canlı, yüzde 20'si kadavra kaynaklıdır. Bu oran böbrek
nakillerine göre çıkartılmaktadır. Çünkü karaciğer bekleyen hastaların canlı vericiden organ nakli şansı çok düşük, kalp ve diğer organ bekleyenlerin ise bu şansı hiç yoktur. Bu hastalar kadavradan organ bağışı olmazsa bekleme listelerine alınmalarını takip eden kısa bir süre içinde kaybedilmektedir" dedi.

"49 BEYİN ÖLÜMÜ TESPİTİNDE SADECE 9 AİLE ORGAN BAĞIŞINDA BULUNDU"
Mersin'deki beyin ölümü tespit oranlarıyla ilgili bilgiler de veren Çiğdem Sanlı, 2007 yılında 7 beyin ölümü tespit edilirken, bu rakamın bir sonraki 2008 yılında 17, 2009 yılında 12 ve 2010 yılının Ocak-Ekim Dönemi'nde de toplam 13 beyin ölümü tespitinde bulundukları bilgisini verdi. Son 3 yıllık zaman diliminde gerçekleşen 49 beyin ölümü tespitinde sadece 9 ailenin organ bağışında bulunduğunu, bağışta bulunan ailelerden birinin geç karar vermesi nedeniyle de organların iflas ettiği için
kullanılamadığını belirten Sanlı, ailelerin organ bağışını reddetmelerinin en önemli nedeninin; organ bağışını o ana kadar hiç duymadıkları ve üzerinde hiç düşünmedikleri olduğunun altını çizdi.
Sanlı, "Bu konuda bilinçlenme ilk olarak beyin ölümü kavramını anlamak ile başlar. Beyin ölümü; fizyolojik olarak beynin vücuttan ayrılmasıdır. Beyin fonksiyonları geri dönüşümü olmaksızın kaybolur, beyne kan gitmez, yani bir nevi kangren olmuştur. Bu durumda ve sadece yoğun bakım şartlarında solunum ile kalp atımları yapay olarak bir süre devam ettirilebilir. Fakat beyin fonksiyonları yapay olarak sürdürülemez. Kişi, ancak beyni öldüğü zaman ölü kabul edilebilir ve her ölümüm gerçekte bir beyin
ölümüdür. Kaybolan beyin fonksiyonlarının geri dönüşü mümkün değildir" diye konuştu.

"BEYİN ÖLÜMÜYLE BİTKİSEL HAYAT BİRBİRİNE KARIŞTIRILIYOR"
Toplumuda çoğu kez beyin ölümüyle bitkisel hayatın birbiriyle karıştırıldığına işaret eden Sanlı, bunun yanında organ bağışı yaptığı ve organ bağış kartını taşıdığı takdirde ölüme terk edilebileceğini düşünen insanlar da olduğunu dile getirdi. Sanlı, açıklamasını da şöyle sürdürdü:
"Bu yanlış bir düşünce ve bu konuda suistimal olamaz. Organ bağışının amacı hayat kurtarmaktır. Sizin hayatınızı feda edip bir başkasının hayatını kurtarmak değildir. Beyin ölümü kavramı organ nakli için ortaya çıkmamıştır. Ancak, organ nakli için çok önemlidir. Organ nakli kalabalık bir ekibin işidir. Zaten organ naklinin olabilmesi için tam teşekküllü bir hastanenin yoğun bakımında makinelere bağlıyken ölümün gerçekleşmesi gerekir. Beyin ölümü geliştikten sonra makineler sayesinde organlar bir süre
daha canlı tutulmaktadır. Kaldı ki organların alınabilmesi için kişinin hayattayken bağış yaptığı halde yine de ailenin izninin alınması gerektiği unutulmamalıdır."

"DİYANET İŞLERİ DE ORGAN NAKLİ CAİZ OLDUĞUNU SAVUNUYOR"
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu'nca da organ naklinin caiz olduğunun bildirildiğini hatırlatan Sanlı, aynı kurulun organ bağışını insanın insana yapabileceği en büyük yardım olarak tanımladığını kaydetti. Kur'an-ı Kerim'de Maide Suresi'nin 32. ayetinde yer alan; "Kim bir kimseye hayat verirse, o sanki bütün insanlara hayat vermişçesine sevap kazanır" ifadeye dikkat çeken Sanlı, Hedy-ül İslami'nin 'Bütün büyük dinlerde de benzer kararlar mevcuttur. Yeni ölen birinin kalbini ve başka
organlarını diri insana takmak caizdir. Bu iş ölüye hakaret olmaz. İslam dini, sıhhati korumayı ve bedenin selametini emretmektedir' sözüyle yine İslami'nin, 'Organ naklinde din, dil, ırk ayrılığı gözetilmez' sözünü hatırlattı.

"BAĞIŞLANAN ORGANLARI 'TORPİLLİ' BİRİNİN ALMASI SÖZ KONUSU DEĞİL"
Halk arasında organ nakliyle ilgili bir diğer endişenin de; bağışlanan organların torpilli birinin alabileceği düşüncesi olduğunu kaydeden Sanlı, bu konuda herhangi bir endişeye gerek olmadığını, organ dağılımında asla birisine veya birilerine öncelik tanınmayacağını söyledi. Sanlı, organ alacak hastaların Sağlık Bakanlığı'na bağlı 'Ulusal Koordinasyon Merkezi'ndeki listede öncelikli kan grubu ve doku grubu uyumuna, yaş, boy, kilo gibi kriterlere ve ayrıca aciliyet durumuna göre belirlendiğini, cins,
ırk, din, zengin-fakir ayrımı da yapılmadığını ifade etti.

"GELİN SİZDE ORGANLARINIZI BAĞIŞLAYIN HAYAT KURTARIN"
Özellikle ekonomik durumu kötü olan aileler yakınlarının organlarını sattıklarının düşünülmesinden endişe ettiğini anlatan Sanlı, "Herkes bilmelidir ki, böyle bir şey söz konusu olamaz. Beyin ölümü gelişen şahsın dokusunun kime uyacağını önceden bilmek bizim için de mümkün değil. Bu ancak Ankara'daki Ulusal Koordinasyon Merkezi'ndeki listeyle beyin ölümü olan şahıs karşılaştırıldığında bilinebilir. Ailenin bu tip düşünceleri varsa kendileri istemediği takdirde, organ bağışı yaptıklarının gizli kalacağı
garantisi verilir. Aile gizlilik istiyor ise ilgili birimlerde çalışan herkes bu konuda uyarılır ve ciddi hassasiyet gösterilir.
Organ alımı ameliyatı, ameliyathane koşullarında, cerrahi ekipler tarafından titizlikle yapılır, gizli dikiş ile cilt kapatılarak vücut bütünlüğü bozulmadan aileye teslim edilir. O bedenler organların kıymetini çok iyi bilen hekimler için kutsaldır ve çok büyük bir saygıyı hak etmektedirler. Halkımızı bu konuda duyarlılığa davet ediyorum. Biz ya da yakınlarımız her an organ bekleyen bir hasta olabilir. Unutmayın ki; organ bağışı hayat bağışıdır. Gelin siz de bir hayat kurtarın" diye konuştu.

03 Kasım 2010 , 12:24 tarihinde yayınlandı.
Facebook'ta paylaş Twitter'ta paylaş

Yorumlar

  • Bu haber için yapılmış yorum bulunmamaktadır.
    Yorum yapmak için tıklayın.